Posts

Showing posts from 2013

Ölüler Duyar, Canlılar Söyler

Sessiz bir sisin ortasında fısıltılar.
Bulunduğumuz odada olmayan çocukların sesleri
havada asılı kalmış sanki.
Yıllanmış antikaların insan hikayeleri
çizgilerinde saklı kelimeler, tüketilmiş.
Çok konuşunca yoruluyor ama bıkmıyor insan.
Ölüler dirileri duyarmış, haber alırmış.
Sus, çıt çıkarma küçük kelebek
Kanatların tozdan, gözlerin bakır
Kendi kendini konuşarak bitiren insan
Ölüm sessizliktir, ölüm bambaşka bir diyara yolculuk
Ruhunu boş boğaz bir bedenden kurtaran o an
O an geldiğinde son söz, son söz
Allah lafzı olur mu dersin?
Her gün gelebilirse ölüm, bir günde kaç defa onu söylüyorsun say!
Bu kalp düşüncelerle örülü, an be an değişen,
konuşup sese dönünce manasızlaşan herşeyi unut,
bir tek Ona doğrulduğunda yek, bir tek sustuğunda ferah.

Esma: İsmi Konulmuş

Sen tarihin talihsiz gülü İsmi konulmuş mübarek güz Nasıl kıydılar sana elleri ve dilleriyle? Sen Mısır'ın Meryem'i, Musa'nın ablası, İsa'nın annesi, masumiyet timsali.. Sen Mısır'ın destanı, uzak diyarlarda yürekleri dağlayan, yüzünde parlayan çocuklukla olgunluğun  acılarla yoğrulan topraktan aynası.
Babanın kalbine inen ateş hepimizin kalbine indi Esma! Kızım Esma, isimle şereflenmişlerden,  cennetle müjdelenmişlerden, Biz seni kahraman ilan ettik, Ki sen bu dava uğruna canını verdin Hani o Esma vardı, ilk Müslüman kız çocuğu Feraset, sabır ve cesaret kuşanmış Esma, Ebu Bekir'in kızı cennette iki kuşak verilecek Esma, Allah'ın Resulüne Sevr mağarasında aş getiren  o güzel kızın adaşı ve yoldaşı, Gönülleri varlığın ve yokluğunla yakan hüzün bir ok gibi kalbimizi deldi geçti.  Nasıl kıydılar sana ve senin gibilere güzel kız? Ama dediğin gibi 'Onlar senin dünyanı berbat ettiler, sense onların sonsuz ahıretlerini berbat ettin'.
m. a. ö. 2013 Eylül

Aile İçi Kriz Masası ve Mutlu Aileler

Aile huzurun kaynağı olmalı, aile her bireyin sığınağı. Fakat günümüzde çocuklu ailelerin hayatları hiç de öyle huzurun kaynağı değil öyle değil mi? Sabah işe, okula gitmeden evvelki karmaşa, telaş, her sabah çocukların bir kez azarlanması tanıdık geliyor mu? Ya da her şeyi annenin üzerine yıkan anlayış, çocuklara sürekli yukarıdan şunu şöyle yap bunu böyle yap diyerek emreden anne-babalar, ya da tam tersi hiç karışmayan ve çocuğun kölesi haline dönüşen ebeveynler. İfrat ve tefrit. Her iki senaryo aslında sabahın erken saatlerinde enerjimizin boşalıp gerçek annelik yapmamıza engel olan, sonrasında bütün gün vicdan azabıyla veya ikinci durumda aşırı yorgunlukla dolaşmamıza neden olan ve en önemlisi düzeltilmesinin bir yolu olan durumlar. Nasıl mı? Aileyi her şeyin ortasına alarak diyor Bruce Feiler. Geçenlerde ted.org'da yeni yayınlanan bir videosunu izlediğim araştırmacı yazar Feiler'a göre modern ailenin kurtuluşu bilgisayar programlama leksikonunda çok duyduğumuz 'agi…

Kırk İkindiler

Kırk gündür yağmur yağıyor. Kırk gündür başıboş dolaşıyorum.
Bir ağlayıp bir gülüyor, ölüm ve yaşam arasında gidip geliyorum.
Hastalanmadan ne bilsin hastanın halinden insan. Gök gürlüyor, gene yağmur.
İzi kalsa düşen damlaların yer çizik çizik olurdu.
Beni bir anlasan, bir baksan içime derinlerime...
Ne yağmur mevsimleri, ne mevsimsiz yağmurlar geçirdik seninle.
Yürüdük ıslak sokaklarda.
Derdim var mı ben de bilmiyorum.
Derdim ve devam sensin belki de.
Tüm yaratıkların ortak arzusu anlaşılmak.
Bazen bir söz yersiz sarfedilen öyle bir iz bırakıyor ki
silip atsın diye içimden düşünce kırıntılarını şemsiyemi kapıyorum
göğe dönüp onu dinliyorum titreyerek
suya doymuş salyangoz tekrar kabuğuna döndüğünde
onu orda bulamazsa ne olur hiç düşündün mü?
bu mevsim bittiğinde yanımda olmanı istiyorum

Hayalet

Kırkyama gibi her yanım, bir şiir daha yazdım gönlüme iğneledim, ah bu anların getirip götürdükleri....Sahildeki her dalgayı sayan bir deliyim. Birini sökmeye kalksam her biri gelir ardından. Mutluyum bu delilik bana yakışıyor, bu yamalar da. Kah cesur bir adam gibi, kah kendi gölgesinden korkan bir hayalet gibi...

Boş Sayfa Açabilmek

Ne kadar zor, ne kadar elzem!?!? Boş bir sayfa açabilmek. Hem milletlerin, devletlerin hayatında hem de insanların hayatında boş sayfa açmak zoru başarmaktır. Taraflar aynı, kimsenin kara kaşı, dili, yaşamı, kültürü, acıları, sevgileri, kırgınlıkları, mevcudiyeti değişmezken ufak bir noktayı virgül haline getirebilmek, kişiyi değil, milleti değil mentaliteyi, perspektifi ve tavrı değiştirmek tüm mesele. Kürt- Türk deyin, anne-oğul deyin, baba-kız deyin, karı-koca deyin ne derseniz deyin hepsinin özünde geçmişi unutmadan fakat onun ağırlığıyla da ezilmeden geleceğe bakmak var. Gönlümüz baharın gelişiyle canlanan bahar dallarını birbirine uzatabilir. Yüreği yananlar, içi kan ağlayanlar, horlananlar, alay edilenler bir kelime değişimiyle elbette hafızalarını silmeyecekler. Fakat sevgi tohumları atılan çocuklar yetişirse bundan sonraki nesil köprü görevi görüp Türkiye'yi en büyük çıkmazından ve en büyük demokrasi imtehanından alnı ak çıkartacaktır. Beraber taşı taş üstüne koydukça…

Akşam Yemekleri ve Akademik Başarı

Akşam ailecek yenen yemek ile akademik başarı arasında ne tür bir bağ olabilir diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Evet hem de görmezden gelinemeyecek kadar güçlü bir bağ olduğunu Michigan Üniversitesi 1981 ve 1997 arasında Amerikalı çocuklar üzerinde yaptığı araştırmayla kanıtlamış. Bu araştırmaya göre bir çocuk evde ailesiyle ne kadar çok öğün beraber yemek yiyiyorsa o oranda akademik başarısı artarken, davranışsal bozuklukları da o oranda azalmış. Bruce Feiler'ın Mutlu Ailelerin Sırrı adlı kitabında bu konuda yapılan daha bir çok araştırmadan bahsediyor. Çocuklarımıza odalarına ya da televizyonun başına götürdüğümüz tepsinin aile bağlarını zayıflatmanın yanı sıra uzun vadede çocuğun davranış bozuklukları, asosyallik, kendini iyi ifade edememe, akademik başarısızlık gibi sorunlarla karşılaşmasına sebebiyet vereceğini bilsek heralde tepsiyi geri yemek masasına koyarız. Aslında günümüzde çalışan annelerin eve geç gelmeleri beraber yemek yemeyi bazı aileler için imkansız hale getir…