Posts

Showing posts from June, 2009

Yanılgım

Image
Olmayan bir denizin dalgalarını hayal ettim bu gece

Beyaz kıvrımlar yaparak vuran dalgalarını sahile.

O kıvrılışlara bıraktım bir ben, denizin serin eli

alıp derinlere çekti, kayboldu sandım.

Kurtuldum.



Ateşböcekleri halkalar çiziyordu çamlığın önünde.

İlk defa görüyorum, içime havanın huzuru doldu.

Yanımda sen, karşımda simli bir gece.

Hayali denize bıraktığım bencil nefs, senden

Kurtuldum.



Kurtuldum...diye sayıklarken kıyıya bir dalga vurdu.

Köpükler çekilince içinden gene o çıktı.

Kurtul... derken sustum. Gözlerim gecenin ağırlığıyla doldu.

Gene Ben.

Kurtulamamışım.



Ellerinin sıcaklığıyla silip yaşları:

"Merak etme deniz kızı, devam et, gene bırak

taşıdığın Havva yükünü o gizemli denize

Bu yol kurtulma yolu değil

o yolda vazgeçmemek yoludur."

Ateşböceği çamların ardında kayboldu sandım.

Meğer gene yanıldı sözlerim.

Dağ Aslanı ve Derviş

Bir zamanlar bir dağ aslanı varmış. Sapsarı tüyleri, güçlü kasları ve güzel gözleriyle klanının gözbebeğiymiş. Bir zıpladımı bir tepeden diğerine atlar, sınır tanımazmış. Söylenenlere göre hayvanlar alemindeki en yükseğe zıplayan tek aslanmış. Etrafında bir sürü arkadaşı onun marifetlerini seyretmeye gelir, övgüler yağdırırlarmış. Gel zaman git zaman azametli dağların Yaratıcısı bu dağ aslanını bir teste tabi tutmaya karar vermiş. Sıcak bir yaz günü diğer aslanlardan ayrı avlanmaya çıkmış Dağ Aslanı. Gene sarp kayalıkları zıplayarak bir bir geçerken, bir an ayağındaki kaslar tutmaz olmuşve derin ve karanlık bir kuyuya düşüvermiş. Önce başına ne geldiğini anlayamayan aslan bir süre sonra kuru bir su kuyusuna düştüğünü anlamış. Hemen yerinde dört ayağı üzerine doğrulup güneşin ufacık geldiği ışığa doğru hamle yapmış. Lakin biçarenin dışarı zıplayamayacağı kadar derinmiş bu lanetli kuyu. Karanlık canını sıkmaya başlamışken yukarıdan bir ses işitmiş. Bir dağ keçisinin sesiymiş bu. Bütün g…