Posts

Showing posts from 2009

Kargalar Bilir

Kargalar zekidir
Hem de yirtici
Lakin kapkara cuppelerinin altinda bilgelik yatar
Fukara edebiyati, yasamasini bilmeyenlerin, cok sık başvurduğu bir silah. Böylece kendileriyle birlikte yakınlariıda acı çekmeli, huzuru pay etmemelidirler kendi çatılarının altında.Halbuki ışıltılı, simli paranın dünyası esas onların gözünü kör etmiştir. Her huzuru, her mutluluğu para sağlar sanır, kendi yokluklarından dem vurur böyleleri. Dikkat! Gülümseyen yolcu bu edebiyat insanı bayatlatır, kurutur ekmek gibi kırıntılarına ayırır. Ne bir adım atası kalır, ne de gülen çehresi. Bu girdap sadece boşluktan ibaret!
Bilmezlerki huzuru, aşkı bir arada tutan BÜYÜKLÜKTÜR. Yaşça değil, paraca değil.
Şikayetleri bırakıp faydalı olmak, bazen susup hiç konuşmamak bazende gülüp geçmektir büyüklük. Rabbimizden bir zerre bulaşdıysa çamurdan gövdemize, haydi, yolcu beraber deneyelim. Yalnız önce soluklan. Kelimeler seni kul hakkına götürüyorsa, Sus! Sadece derin bir nefes al ve ver. Dünyada çok şey degişecek göreceksin.…

Irak

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur derler. Ne kadar yanlış. Asıl aşkın, ilgi ve alakanın eni boyu bu zamanlarda ölçülür. Ayrılık mühürlenmiş kalplere yağmurdan önceki andır. Suya susamış toprak çatlar çatlar. Ta ki ağzını iyice açar. Suyu içmek için. Velev ki sevgili gelir diye bekler. Bir keresinde bu lafı duymuştum bir arkadaşımdan, o zaman da tuhaf gelmişti. Uzak bir şehirden gelen yağmur bulutları gibi tek tek toplanıyor damlacıklar. Seni bana kavuşturacakları gün yağacaklar. Yüreğimin huzuru, aşkımın kıvılcımı, evimin diğer yarısı. Gel. Bekliyoruz.

Saatim Durdu

Saatim Durdu

Şu annanemin annanesinden kalan saat
Bugün durmuş. Farkına bile varmadım.
Dün çalışıyordu bir tek onu hatırlıyorum.
Ne tuhaf. Saatin bana anlattığı şeyi o an keşfettim.
Saatler dursa da günde iki kez doğru vakti gösterirler.
İnsanlar gibi. Pili biten insanlar gibi. Vakti olmayan,
Güler yüzü asılmış, şehre yenilmiş insancıklar gibi.
Katil bir adamda sokaktan geçen bir dilenciye para verir.
Yelkovan ve akrep mıhlandıkları yerden kalksa
sadece yücelikleri görse.
Pil takıcaktım ama bu saat bana anlattığı şeyi unutmasın diye
Vazgeçtim. Odanın uzak bir köşesinden saat her 2'ye sekiz kalışında
orda duran bir göz beni izliyor. Ancak 24/2.

Meva A. Önyurt 2009 İstanbul

This is Not A Farewell just a Goodbye

"My friends are my hearts compass
without knowing they show me North
not wavering a bit. " -me


Like a mirror-image of my soul, we shared moments
when we did not even know we were sharing.
When together, I did not grasp the words to tell,
You understand my broken English, my worried wrinkles
painting a picture of a mom you always see in the mirror.
I wish I could have been with you here, now and then.

I don't like sentences starting with I wish unless they prove right.
Words slipping from my keypad, as I said on the title
This is not a farewell, just a simple goodbye.
Cause when darkness falls in motherhood you will always be there
my friend, my guide, she who shared those first in a lifetime moments
in our babies journey to girlhood.
Yes, they will remember.
Back in their minds, even without the pictures and videos,
they will know by heart
that once they were hand in hand and fist-to-fist
playing and struggling
walking and stumbling on each other.
They…

A-La-Turka Dönüş

Hani derler ya dışı kalaylı içi vay vaylı diye, işte sen öyle bir şehirsin İstanbul.
Sana dönen vay ediyor. Lakin sende olmayan iki kere ahh ahh ediyor.
Hayat denen bu imtehanın içinde bir mikrokozm sunuyorsun insanlara. Ufak bir evren.
Varsa yoksa aklıma dalgaların geliyor. Ama yok bu sefer şair havalarımı geride bırakıyorum. Elimde ince bir mürekkep kalemi. İlklere dönüş. Aynı bizim sana döndüğümüz gibi. Parşömen. divit. Bir kelime bir kelimeyi takip ediyor ya, olaylarda öyle gelişti. Sonunda bir bakmışım kutu kutu eşya. Tavan arasında resimler. Senden getirdiklerim, burdan götüreceklerim. Hatıralar. Çerçevelenmeye fırsat bulunmamış dijital resimler kataloğum. Ama en mühimi kutular etrafımı sararken, dostların yazdığı ufak mektuplar. Zarfları yüreğimde.
Gurbet lafı hep alaturka gelmiştir nedense. Ama bazen de durumu en güzel şekilde açıklar. Yabancı olmak. Vatanından uzakta.
Ya sana geldiğimde İstanbul beni hatırlayacak mısın? Bizi? Bir tane daha var. Ailemizin küçük ama büyük hayalleri …

Yanılgım

Image
Olmayan bir denizin dalgalarını hayal ettim bu gece

Beyaz kıvrımlar yaparak vuran dalgalarını sahile.

O kıvrılışlara bıraktım bir ben, denizin serin eli

alıp derinlere çekti, kayboldu sandım.

Kurtuldum.



Ateşböcekleri halkalar çiziyordu çamlığın önünde.

İlk defa görüyorum, içime havanın huzuru doldu.

Yanımda sen, karşımda simli bir gece.

Hayali denize bıraktığım bencil nefs, senden

Kurtuldum.



Kurtuldum...diye sayıklarken kıyıya bir dalga vurdu.

Köpükler çekilince içinden gene o çıktı.

Kurtul... derken sustum. Gözlerim gecenin ağırlığıyla doldu.

Gene Ben.

Kurtulamamışım.



Ellerinin sıcaklığıyla silip yaşları:

"Merak etme deniz kızı, devam et, gene bırak

taşıdığın Havva yükünü o gizemli denize

Bu yol kurtulma yolu değil

o yolda vazgeçmemek yoludur."

Ateşböceği çamların ardında kayboldu sandım.

Meğer gene yanıldı sözlerim.

Dağ Aslanı ve Derviş

Bir zamanlar bir dağ aslanı varmış. Sapsarı tüyleri, güçlü kasları ve güzel gözleriyle klanının gözbebeğiymiş. Bir zıpladımı bir tepeden diğerine atlar, sınır tanımazmış. Söylenenlere göre hayvanlar alemindeki en yükseğe zıplayan tek aslanmış. Etrafında bir sürü arkadaşı onun marifetlerini seyretmeye gelir, övgüler yağdırırlarmış. Gel zaman git zaman azametli dağların Yaratıcısı bu dağ aslanını bir teste tabi tutmaya karar vermiş. Sıcak bir yaz günü diğer aslanlardan ayrı avlanmaya çıkmış Dağ Aslanı. Gene sarp kayalıkları zıplayarak bir bir geçerken, bir an ayağındaki kaslar tutmaz olmuşve derin ve karanlık bir kuyuya düşüvermiş. Önce başına ne geldiğini anlayamayan aslan bir süre sonra kuru bir su kuyusuna düştüğünü anlamış. Hemen yerinde dört ayağı üzerine doğrulup güneşin ufacık geldiği ışığa doğru hamle yapmış. Lakin biçarenin dışarı zıplayamayacağı kadar derinmiş bu lanetli kuyu. Karanlık canını sıkmaya başlamışken yukarıdan bir ses işitmiş. Bir dağ keçisinin sesiymiş bu. Bütün g…

Dönmedolap

Image
Bazen kaldırımlar mekanım
bazen de dönmedolap.
Bir ömre sığmayacak kadar midem bulandı,
lakin ben hala müdavimiyim bu meletin.
Bir bir inen binen çocuklar.
Hayatı kaçırdığımı söyleyenlerde yok değil:
Her turda yanlarından geçerken,
kulak misafiri oluyorum istemeden.
Bir değil, iki değil, üç değil
Hemfikirler.
"Olduğu yerde dönmekten başka ne yapıyor bu oğlan!"
İçimi görmüyorlar pek tabi.

Bir de atlıkarınca.
Yarısı şaha kalkmış yarısı dört nala koşan atlar.
Bir onlar bilir çizik çizik açtığı yaraları
düşünmeden, Allahı düşünmeden geçen günlerin.
Ne farkeder hem, ha atlıkarınca, ha dünya.
Devrialem içinde devrialem değil miyiz burada?
Ufak şüphe kırıntılarımı savuruyor ya, dönsün varsın.
Varacak tek bir yeri var onu da biliyorum.
Hep aynı nokta.
Hangimiz sayıklamıyoruz, hangimiz bir adım daha yaklaştık.
Allah'ın velileri dışında.
Şimdi sesleri, sohbetleri kitaplarda.
Nasip o ya bir sonraki durak kitap dolusu dolabımın
onların diyarları olur umarım.

Bir Hayal Varmış

Image
Bir Hayal varmış. Hayal'in bir de kardeşi; Gerçek. Masal bu ya, bu iki kardeş Hayal ve Gerçek bir gün bir çöle düşmüşler. Yürümüşler, yürümüşler, az gitmiş uz gitmişler. Kum tepelerinden başka bir şey görmemişler. Susuzluk ve açlıktan neredeyse öleceklermiş ki Gerçek sızlanarak:
"Ah be Hayal, sana dememiş miydim? O tepenin ardında değil ceylan."
İkisi de güzel gözlü ceylanı aramak için düşmüşmüş yola. Hani şu çölde yol gösterdiği söylenen efsanevi ceylan.
Hayal kardeşine gülerek bakmış ve ileride bir kum tepesini işaret ederek:
"Bak Gerçek görüyor musun şuradaki cennet gibi vahayı." Hayal'in sevincinden gözleri parlıyormuş.
Cılız bir dal. Bir kaç parça kaya ve kumdan başka hiç bir şey görememiş Gerçek. Yalnızca Hayal'in gözlerine bir daha bakmış.
"Vaha maha yok benim hayalperest kardeşim. Hani nerede?"
"Gözlerimin içine bak" diyip Gerçek'i kendine doğru çekmiş.
"Ama bu bir hayalden başka bir şey değil. Gözlerin karın doyurmaz."…

Buhran Anatomisi

Vakit ilerlemişti. Dar bir boğazdan geçiyordu dalgın yolcu. Yaz kapıda, kış arkada kalmıştı lakin o hala bir sonraki kışı nasıl geçireceğinin planlarını yapıyordu. Üzerinde yırtık bir ceket, savrulmuş saçları doğal dalgalara bırakmıştı kendini. Hesap kitap. Kriz. Onu da vurmuştu elbet. Maddi anlamda olmasa da manevi ihtivasıyla vurmuştu sırtına. Geçtiği yolların yolcusu bu garip, kendi dışında var olan tüm canlılara--insan da dahil--tek kaşı havada, ince hesaplar içindelermiş gibi bakardı. Haklıydı üstelik. Gerçeği görmüştü. Gözlerde saklanan niyetleri, sözlerle örtülen kirli amelleri. Bu kadarı fazla ileri gitmek olsa da, zaman zaman midesi bulanır, yolculuğa ara vermeye bile kalkardı anlayışının, sezgilerinin kuvvetinden. Halbuki vakit tamam değildi henüz. Yolun sonuna gelmemişti. Daha kim bilir ne tepeler aşacak, ne düzlüklerden geçecekti sırtında dünya taşıyan bu argın gezgin.
Salına salına yanından geçen kediye boş gözlerle baktı bir an. İlkin boş, sonradan dolan gözlerle. Dedesi…

So Far So Fast

Is there an age to things
that you can do?
I dont think so.
I feel the wind pass
my face chilled
with its atomic pierce.
Longevity.
We have come so far
so fast.
Said he.
The heart-bearer,
who thaught me
how to inhale
domestic gale.
Our house hidden
in a patch of woods,
with no trail
to the souls' extinctions.
We halted
half of a second
to take in the ocean,
watch the seagulls,
flying fish and my watch.
He cast the net
Slowing the oars:
skipping time, our catch.

m.a.ö.

Sustalı Maymun

Güvertede isli, su dolu bir varil
İçmek için.
İçip boğazımız düğümlenir diye
susuz kalmayı tercih ediyoruz.
Sakin iki yolcu, gözleri ufukta
ayrılırken verilen sözler yok artık,
denizin köpükleriyle ufalanıyor her bir ahit.
Yalnız sorular, sorular ve yine sorular
Dalgaların arasından kurtulup kulakları tırmalayan
Acaba neden…? Şöyle olsa daha mı iyi?
En iyisi….? Vehamet içine mi yolculuk?
Yoksa açık bir ufka mı?
Birbirine bakıp gülümsüyor iki arkadaş.
Daha doğrusu -yolu paylaşan-yoldaş

Suyu pay edecekleri günü biliyorlar aslında.
Tuzlu suya mahkum oldukları gün
isin karası gözükmeyecek gözlerine.
Lakin cinleri de görmek istediler.
Sadece insanoğlu mudur böyle daireler çizen,
kendine eziyet ettiği gibi etrafındakileri de sürükleyen,
mantığını bilmediği mantıklar kuran
tevekkeli diyip, tevekkel edene tek kaşını kaldırıp bakan
bir güruh insanla beraber yolculuk. İşte bu zor olan.
Daha yolun başındalar.
Bilinmeyen bir diyara, bilinen sularda.
Haritaların gösterdiği, gözlerin görmediği o içsel dünyaya.
Sakalı olan b…