Tuesday, March 27, 2012

Babanneme

Hayat nasıl devam eder?
Uzun çizmelerin, beren, pardüsen
portmantoda hazır beklerken sen neredesin
güzel kadın?
Özlem nasıl biter?
Sanki düşüncelerimin tezatıydın
bir yanım eksik kaldı,
giden gitti, geride dolaplar dolusu hatıra
Sözlerini nasıl aktaracağım?
Ben nasıl bir büyük anne olacağım acaba?
Sen, güzel nazlı kadın, uyu dinlen yerinde
tesbih tesbih çektiğimiz sıkıntılar
bizi sana getirir mi dersin?
sızlayan yaralar kapandı bak,
o çelimsiz halin silindi gözlerimden
şimdi varsa yoksa hep yanağıma batan elmas küpelerin
bir de beni dikkatle dinlerken dudaklarının aldığı şekil,
Şimdi bambaşka bir diyarda incilerini say
zaman seni bana beni sana getirene dek...

Monday, September 12, 2011

Bir kez daha anne olmak...

Geri dönülmesi mümkün olmayan bir mekanmış annelik ve tabi babalık. Birincisinde kalbinizi yumuşatan ikincisinde daha yumuşayacak halim kalmadı derken sizi ansızın yakalayan bir sevgi. Biri birinden farklı ama aynı. Sevgi kalpte miymiş yoksa tüm hücrelerde mi? Bir, iki, üç...Anne, baba, eş, dost, ve yavrular.. Galaksiler sığarmış içimize meğer...

Wednesday, December 15, 2010

9 Muharrem


Nasa'nın yaptığı bir araştırmaya göre bir odada konuştuğumuzda ses dalgalarımız aynı radyo dalgaları gibi yavaş yavaş uzaya yayılır ve evrendeki uzun yolculuğuna başlar. Konuşulan hiç bir şey kaybolmazmış, sadece enerjisini kaybettiği için bizim algılarımız dışında kalır.



Büyük Patlama (Big Bang)

Gökler gerilmişti Rablerinden gelecek emri bekliyorlardı.
Sonra o ses 'Ol!'
Bulutlar başlamıştı oluşmaya, gök gürledi, ilk damla düştü toprağa.
Toprak balçık oldu. Kaynadı yer kürenin suları. Ilıdı, soğudu yavaş yavaş.
Dağlar sivrildi, kibrine gülmeye Ademoğlunun, denizlerin içinde çatlaklar açıldı
günahlarını emmeye derinlerine yerkabuğun.
Göklerden bir gök vardı ki dünya dediler onun adı.
o kazandı bu yarışı diğer gökler süs oldu onun ı yanında.

O ilk evin kurulacağı mekan, o ilk insanın ağlayıp Rabbine yakaracağı orman
Cennetten kovulup, çorak bir yere geldim diye görür de Adem
Havva'sını ararken nice gözyaşları döker
denizler o yüzden tuzludur derler
O ilk gün hazırdı gök ve yer, karşılamaya Muhammed(sav)'in nurunu
ilk insanı, ilk peygamberi, ilk rehberi, ilk babayı, ilk anayı, ilk hatayı, ilk tevbeyi

Öyle açıldı ki evren zaman geçtikçe uzakta kaldı onların sedası
bize sadece isimleri yetişti kitaplardan okuduğumuz yahut bir takvim yaprağından
biz ki onlarn varisleriyiz, hüznü, sevinci, günahı, sevabıyla
kimimiz beyaz, kimimiz kara yüzlerle,
kimi gök rengi kim bal rengi gözlerle
teleskobun merceğinden baktığımızda
büyük yıldızları, galaksileri görürüz
işte tüm bunlar bu gece
milyonlarca yıl önce
bir anın içinde patladı madde
Bugün İbrahim'e rahmet etti Hak Teala,
Bugün balığın karnından çıktı Yunus,
Tufan gene bir başka Muharrem 9'da sona erdi,
Firavun bugün boğuldu Kızıldeniz'de
İsa (as) göklere yükseldi
Eyyub (as) kurtuldu hastalıktan...

Bugün sınava girdi kazandı yan komşunun oğlu,
Bu gece on seneden sonra çocuk nasip etti Elif'e Allah,
Belki gene bugün kavuştu iki seven yürek, karı koca, anne oğul,
baba kız, aşık Allah'a.
Cism ile anlaşılamayan mucizeler 9 Muharrem derler
Tevbe edenin, yanlışdan dönenin bayramı bugün.
Ufak tefek varsa bir muradınız
genişlemeye devam eden evrene
bir seda da siz bırakın!


Not: Ses esas Yaratıcısını bulmak için evrenin derinliklerinden yedi kat göğü aşıyor, kim bilir belkide aleyhimize delil olmak için.

Monday, November 29, 2010

Daha Dün;

Daha dün uyuyordun güzel kızım,
Hani bir rüya görmüştün
canavarlar gelmişti de sen ağlamıştın
anlatırken gözlerin yuvarlak yuvarlak
dudakların bükülmüştü yarı uykulu
ne zor şeymiş
kopmadan kopacağını bilmek
sevmeden seveceğini bilmek
bir canın büyüdüğünü görmek

beyaz bir perde gerdim
iki sandalye arasına
içimde derinlerde bir yere
hani şu babamın bize oynattığı
karagöz-hacivat sahnesi
neydi sözleri?
hatırımda sadece bir gülümseme

birtanem nartanem uyanma vakti
Daha dün diye başladım,
senin için bugün var
Yarın ise masallardaki bir diyar,
Ellerin avucumda büyüdükçe
toprakla Rabbimin verdiği mucize
gariplik Ademle Havva yükü
sana geçireceğim için hüzünlüyüm
lakin hepimize şefkatini veren Allah
sana da göstersin rahmetini güzel kızım.

Wednesday, September 15, 2010

Evet, öyle ise varım!

tercih: evet
tarih 12 eylül 2010
ötekiyim
ben o hep bildiğim
içinde soluduğum benliğim
kimim ben
evetim
hayırım
toprağım
seninim
biraz biraz kopar
bir parça benden bir parça kendinden
burnunun dibinde
leş bir koku gibi
gitmiyor ne yapsan

tenimdeki deliklerle
aynı havayı soluyorum
seninle
izin versen de vermesen de

izin yoktu sevmeye
izin yoktu ağlamaya, gülmeye
izin yoktu kafana göre yaşamaya
şimdi var mı?
tabiki yok
peki ne değişti?
benim acım başkasının acısı oldu
biraz olsun kapıdan geri çevrilmenin
kırıcılığını anlatabildiysem
bir kare, üçgen, yuvarlak örtü
üç yaşında bir çocuğun oyunu gibi
oyuncak oldum ya elinde
her ne şekilde ise çağdışı sayılmanın
garip ama 'son gülen iyi güler dedirtmesini'
egoma yaşattığı yenilgi
beni ben yaptı
yasaklar, hatalar,
sırf bu yüzden bile
benim çıkışım evetti
kapıdan çevirmemekti
gözünü doldurmamaktı misafirin
onun yerine karar vermemekti
istemekti başkasında olmasını kendinde olmayan malın
istemekti başkasında olan ilmin kendinde olmasını

Nedenim mi?
Nedenim seni sevmem,
başka nedeni yok.
EVET.
Meva A. Önyurt 16 eylül 2010

Tuesday, June 15, 2010

Zeynep Utku'dan soruma cevap...

Canım şair dostum Zeynep Utku'dan bir önceki şiirime cevap geldi. Sizlerle paylaşamadan edemedim:)


Kopup giderken dönmeyi
Ardından bakarken dökülen yaşların da kuruyabildiğini
Gerçek dostları bilmeyi
Sevmenin sevilesi olduğunu
Unutulmamayı
Hep özlenmeyi
Kağıttan bir gemi de olsan yükünden ağırlaşmış bir gemi de rüzgarla hep işbirliği yapmak zorunda olduğunu
Yaşanamamışlıkları hayal etmeyi ve daha cesur olmayı
Her insanın güzellikleri olduğunu anlayıp
Olduğu gibi sevmeyi
Ayrılık sana ne öğretti AYŞEM?
Yalnızlığın yalnız Allah'a mahsus olduğunu
Ve kendini her yalnız hissettiğinde ona daha da yakınlaşmayı
Evet, bir ömürden ziyade kendi hikayelerinin ne kadar uzun olduğunu
Bir dost kalıcı olamasa da dostluğun hiç tükenmediğini
E-mail okurken hissetmeyi
Çoğu insan sadece kendi penceresinden bakarken, sana başka pencerelerden de bakmayı
Gittiğin şehirlere
Kurduğun yuvalara
Tanıştığın insanlara
Yediğin yemeğe
Kadar ayrılık, vuslatın heyecanıyla değer buldu,yoğruldu...
Seni sen yaptı

Ayrılık sana bedenle ruhun farkını öğretti
Ayrılık sana ruhun bedenden öte olduğunu öğretti AYŞEM!!!

Zeynep Utku

Sunday, May 30, 2010

Parting you thaught me...

To let go...
Foggy vision as I look behind
To know the value of friendhip...
but never to have the words to describe
to love and be loved
not to forget
like a paper boat to drift in the wind
to put our memories and things we shared
before the things we never had the chance to do
To freeze a person in all her best ways
and to remember her smiling.

Parting you thaught me that only Allah (C.C) can be one.

Parting you thaught me a lifetime is just a second
compared to an eternal friendship
thaught me to cry over an email
an inner muse rather than look forward as I gaze out of a window
the cities I lived
the houses I set,
the people I met anew
new foods I taste
all of them and more all making me homesick for the ones I left
a lump in my throat
knot by knot untangle if you can
What do you think parting you thaught me most?
It thaught me to know the difference between body and soul.
One travels far, bits and pieces of the other stays behind.

To my beloved friends I left behind and also to their friends who they are going to leave one day or another.

Ayrılık Bana Ne Öğretti?

Kopup gitmeyi...
Ardından bakarken buğulu gözleri.
Dostların kadrini bilmeyi.
ama bu kadri kelimelerle anlatamamayı...
Sevmeyi sevilmeyi
unutamamayı
kağıttan bir gemi gibi rüzgara düçar olmayı
ardına bakıp bakıp iç geçirmeyi
yaşanmışları, hatıraları
yaşanamamışların yerine koymayı
bir insanı dondurup güzellikleriyle
iyilikleriyle hatırlamayı

Ayrılık bana ne öğretti?
Yalnızlığın yalnız Allah-u Teala'ya mahsus olduğunu.

bir ömrün ne kadar kısa
bir dostluğun ne kadar uzun olduğunu
email okurken ağlamayı
camdan bakarken uzaklara değil içime dalmayı
Gittiğim şehirlere
kurduğum yuvalara
girdiğim misafirliklere
yediğim yemeğe
kadar ayrılık hep bir öncekileri aratan
boğaza düğümlenmiş ilmek ilmek
aç açabilirsen
Ayrılık bana bedenle ruhun farkını öğretti.

Meva A. Önyurt
Mayıs 2010