Posts

Ölümle İlk Tanıştığım Gün

Küçücük bir kuştan böyle çıkıyorsa can, dehşete düşmemek elde mi kendi nefsim için,
Korkudan değil, ölüm anındaki yoğunluktan irkiliyorum. O öyle bir an ki kimisinde bilgelik, kimisinde sadece boşluk.

İnsanın en bilge anı, daha ötesi yok öğrenecek ölümden gayrı. Dünya ne küçük, insanlar ve ben ne budala. Başka hiç bir hayvana verilmemiş anlayış, doğruyu yanlıştan ayırt edebilme mantığı. Fakat nasılda gizliyoruz mantığımızın bize dediğini kalın duvarların arkasında. Ölümü unutmak için alıyoruz her nefesi, an be an ona yaklaşırken.
Sessiz, sakin ve huzurlu bir son nefes istiyorum Rabbim! Üzmeye fırsat vermeden... Okyanusların derinlerinden....
Meva 2003
(Sevgili kuşum Botiş'in öldüğü sene)

Tek Kelime

Bir çiçek olsam kırlarda,
Derip koklar mısın?
Bir avuç toprak olsam yerde,
Alıp saklar mısın?
Hasta düşsem gurbet elde,
Gelip yoklar mısın?
Ölüm günü baş ucumda,
Durup bekler misin?
Meva. A. Önyurt

Gerçekler Süleymaniye Kütüphanesinde Saklı

Dünya acı doldu, fitne çoğaldı.
Rabbim yardımcılar göndersin! Amin.
Kıyamet alametleri tek tek zuhur ederken
Herkes şüpheyle bakar yek diğerine,
Aileler harap, çocuklar bile gelecekten bitap.

Dindar görüntüsüne aldanma,
Ne dindarlar dinden bi-haber.
Kalbim temiz diyen nefsine kapılmış,
İki taraftan da küfür akıyor oluk oluk.
Dini herkes etti oyuncak,
Sünnete, Selef-i Salihin, Hülefayı Raşidin'e
sıkı sarılan ecdadımız varken,
Bize ne gerek Camiül Ezher mezunu
ilim adamlığından yoksun Mısırlı masonlar.
Abduh, Efgani, Seyyid Kutb, Mevdudi, Benna ve İkbal
diye yaldızlanarak övülen zavallılar.
Yutturdular Batılılar akıl ve mantıkda İslam geridir diye
Onlara şirin gözüküp kurtulmaz bu kutsal Sancak
Ayrılık itikadda değildir, bunu bir anlayamadılar,
İbadetlerin uygulanmasında ufak farklılıkları,
Çatışma ve anlaşmazlık diye yutturdular.
Mezhep ile fırkayı birbirine karıştırdılar.
Hiç bir tarihi vesikada kavga olmamıştır
Şafiilerle Hanefiler arasında.
O dedikleri Mutezile ve Haricilerdir

Gözlem

10 sene evvel göklerdi seyirgahım.
Hayaller içinde.
10 sene sonra yerlere bakıyorum,
Düşüncelerle.
Göklerin sırrı yerdeymiş meğer,
varlığın sırrı hiçlikteymiş.
Yıldızlarda aradığım hayat,
yeraltında saklıymış
kabirden sonra gelen ebediyyet.

Aşkın güzelliği 99 kapıdan ilkiymiş meğer,
Tek kapı sanmışım maceramın başlangıcını.
İlk kapıyı açtım art arda açıldı kapılar.
İlerlemek için aşkın kapısını çalmak gerekmiş meğer.
Yaş ilerledikçe seyirci olduğunu anlıyorsun,
oyuncu olduğun kısa anlar dışında.
İşte o fasılalarda ettiğin dualarda
beni bulsun kulum diyen 'Rabbine' yaklaş
her babda bir merhale daha.

Soru sormadan,
Konu açmadan,
Dilini yormadan,
Sessizce ilerle taa ki
o geçilmez eşikte eriyip bitene dek.

Yolculuk

Bir sekine Allah'ı bulmak
Manasızlıktan manaya geçmek,
Selamsızlıktan selama,
Yokluktan varlığa,
Geçici tatlardan lezzete.
Habibinin yolu güllerin arasında dosdoğru patika,
Onu kaybetmemek tüm mesele,
yoldan çıkaran onca hayal arasında.
Sanalı bırakıp hakikate yönelmek,
Kibri bırakıp acziyeti kabullenmek,
Toprak kokusunu her an burnunda duymak,
Yolda gördüklerine takılıp kalmamak,
Maksudun Allah ve O'nun sevgilisi ise
Ey yolcu! Büyük kavuşma pek yakın...

Sahil ve Dua

Image
Dün insanlık öldü, ama yaşıyor muydu ki?
İnsan yek diğerinin hüznünü paylaşabildiği ölçüde insan...
Suriyeli bir çocuk, bir kayık ve dalgalar...
Buz dağının görünen kısmı yalnız bu,
2500, iki bin ve beş yüz
yüz onlar, az evvel kundakta, şimdiyse kefensiz Rabbine kavuşmuş yüzler

Allahım Sen Müntekimsin, buna sebep olanları cezalandır,
Zalimler, Esed'i görmezden gelenler, şer güçlerle ittifak edenler,
Vatan için, Ümmet için canını siper eden erlerimize,
Ümmetin şehitlerine dil uzatanlar her birine ACIYORUM.
Bu günahsız yavru Cennetindeyken şimdi
onlar cehennemi çok yakında tadacaklar.
Rabbim sen iyi ve kötü her şeyi yaratansın.
İmanımızı hayırlarla sına, şerlerle değil.
İsyandan sana sığınırız, sana sığınırız, sen el-Metin isminle Ümmet-i Muhhammed'i kuşat.
AMİN

Yol

Image
Yol

Mutluluğun içinde gizli ıstırap, hüznün içinde huzur,
Yok bu dünyada mutlak huzur, mutlak tatmin,
Sorarsan kendine garip yolcu neden diye,
Nedeni içinde saklı, Aşkın muradı vuslattır sevgiliye,
Kavuştum sanma, kavuştuğunda diyar-ı İstanbul'a
Mahzunluk seninle gider, seninle gelir,
ayakların gibi taşırsın menziline.

Nur dolmuş ufuk seni kendine çeker,
Var bir şey benden içeri, taa derinlerde, taa ufkun ötesinde
Evrenin yayılmasını hissederim yüzümde,
bir başka yolcuyla paylaşırken yolu,
Ona kavuşma anını bekler dururken ruhum,
zihnim buğulu, insan sesleriyle çepeçevre
Kelam ve lisan-ı hal duvar olur sırtıma
Yaslan ve dinlen.
Uzaklarda arama, çıktığın yol meçhule değildir,
Doğru yol içindedir.
Milim milim döşenmiş intizam taşlarından yürü.
Rabbine doğru her adımda Büyükler gelsin kalbine
ve onların senin için gözyaşlarıyla döşedikleri gözyaşı kaldırımları.
m.a.ö 13 Haziran 2015

Annelik

annelik insanin kendiyle savaşı
annelik sonu bilinmezlerle dolu
tam kendini bulmuşken tekrar kaybetmek annelik
rehber olmak, büyük olmak, ve emaneti taşımak
insana verilen nimet evlat ve en buyuk imtehan
sınırlarımızın haritalarını cizer çocuklar
sevgiyi yoğurup eşit dağıtmaktır annelik
kurabiye gibi fırından yeni çıkmış sıcak
pişirme süresi, fırının harı ve malzeme
üçü olmadımı asla ağızda erimez
annelik insanlık sınavının geçmesi en zor engeli
uyku yok kimi zaman kabuslar art arda
ve ayrılık sonu 
hep göz bebeğinden ayrılık
büyütmek, eğitmek, bir de ardından iftihar etmek
annelik en güzel kabirde 
eğer hayırlı evlat bıraktıysan
o zaman gelsin melekler yere düşen incileri saysın
bırakırsak şayet Rabbini arayan bir gençlik.

Meva A. Önyurt 

Ölüler Duyar, Canlılar Söyler

Sessiz bir sisin ortasında fısıltılar.
Bulunduğumuz odada olmayan çocukların sesleri
havada asılı kalmış sanki.
Yıllanmış antikaların insan hikayeleri
çizgilerinde saklı kelimeler, tüketilmiş.
Çok konuşunca yoruluyor ama bıkmıyor insan.
Ölüler dirileri duyarmış, haber alırmış.
Sus, çıt çıkarma küçük kelebek
Kanatların tozdan, gözlerin bakır
Kendi kendini konuşarak bitiren insan
Ölüm sessizliktir, ölüm bambaşka bir diyara yolculuk
Ruhunu boş boğaz bir bedenden kurtaran o an
O an geldiğinde son söz, son söz
Allah lafzı olur mu dersin?
Her gün gelebilirse ölüm, bir günde kaç defa onu söylüyorsun say!
Bu kalp düşüncelerle örülü, an be an değişen,
konuşup sese dönünce manasızlaşan herşeyi unut,
bir tek Ona doğrulduğunda yek, bir tek sustuğunda ferah.