Friday, October 07, 2016

Gerçekler Süleymaniye Kütüphanesinde Saklı

Dünya acı doldu, fitne çoğaldı.
Rabbim yardımcılar göndersin! Amin.
Kıyamet alametleri tek tek zuhur ederken
Herkes şüpheyle bakar yek diğerine,
Aileler harap, çocuklar bile gelecekten bitap.

Dindar görüntüsüne aldanma,
Ne dindarlar dinden bi-haber.
Kalbim temiz diyen nefsine kapılmış,
İki taraftan da küfür akıyor oluk oluk.
Dini herkes etti oyuncak,
Sünnete, Selef-i Salihin, Hülefayı Raşidin'e
sıkı sarılan ecdadımız varken,
Bize ne gerek Camiül Ezher mezunu
ilim adamlığından yoksun Mısırlı masonlar.
Abduh, Efgani, Seyyid Kutb, Mevdudi, Benna ve İkbal
diye yaldızlanarak övülen zavallılar.
Yutturdular Batılılar akıl ve mantıkda İslam geridir diye
Onlara şirin gözüküp kurtulmaz bu kutsal Sancak
Ayrılık itikadda değildir, bunu bir anlayamadılar,
İbadetlerin uygulanmasında ufak farklılıkları,
Çatışma ve anlaşmazlık diye yutturdular.
Mezhep ile fırkayı birbirine karıştırdılar.
Hiç bir tarihi vesikada kavga olmamıştır
Şafiilerle Hanefiler arasında.
O dedikleri Mutezile ve Haricilerdir
Ki onlar kimi küfre düşmüş kimi de fasık olmuştur.
Her biri İslam'ı felsefeye dönüştürmenin derdinde,
Kitapları İslam Alimlerinin çoğunu kötülemekte,
Dikkatle bakıldımı amaç, nakle göre değil akla göre dindir,
Doğruların arasına yerleştirilmiş sinsi yalanlarla,
Akla göre dinse istedikleri her akla göre yeni bir din olur
"Parçala yönet" taktikleri ile İslam alimi yutturdukları
bu isimlere ve daha nicelerine dikkat etmeli, oyuna gelmemeli
Ehl-i Sünnet yolunda birleşmeli,
sonradan çıkan dinde reformculardan
ceylanın kaçtığı gibi kaçmalı.
Rabbim ıslah eylesin, zürriyetimize Hülefa-yı Raşidin sevgisi nakşetsin.
İbn-i Abidinler, Gazali'ler, İmam-ı Rabbaniler, Ebussuudlar
ve satırların yetmeyeceği Alimler dururken Süleymaniye'nin tozlu raflarında,
Abdülhamit Han'ın taltif ettiği Seyyid Abdülhakim-i Arvasi'nin
duası  ve himmetiyle Hüseyin Hilmi Hoca'nın büyük gayretiyle
cilt cilt o raflardan faydalanarak yazıldı Faideli Bilgiler.

Bizi dinimize uzaklaştıran kalleş Batılılar
tir tir titriyor Osmanlı ruhu dirilecek diye.
Aman dostlar ne olur uymayalım
 üç günlük dünya için nefsimize.
Ama en mühimi uydurmayalım
 üç günlük tatmin için dinimizi dünyamıza.
O vakit her yeri kaplar kesif bir yalnızlık,
her kafadan bir din çıkar
farkına bile varmadan insan
dinden çıkar.
Büyüklerin himmeti ve fütuhhat gayreti
sağlam olmasaydı yayılır mıydı üç kıtaya Osmanlı?
Ey kendine alim süsü veren din adamları,
ne olur yakmayın, bilmediklerinizle bilmişlik yapmayın,
"Bilmiyorum, kitaba bakalım" demenin büyüklüğüne mazhar olun.
Kibrin sinsice istila ettiği, makam ve mevki ile imtehanımız
Din adamı bir fen dalında da alim olmalı,
Edille-i Şeriyye'den taviz asla vermemeli.
Ortadoğuda kanı durdurmak istiyorsak,
Şii ve Vehhabilikle ilgili reddiyeleri yaymalı son sürat.
Bunlara verilen cevaplarla dolu tozlu rafları Süleymaniye'nin
Her kim küçümser ise 15.000 eseri,
O ki kara cahildir.
Feyz alınır bazen Resullullahın sallallahu aleyhi ve sellem
yolundaki bir velinin tek kelimesinden.
Bu kitaplar kurtaracak bizleri,
Emr-i maruf, neyh-i münker.
Bizimkisi acizane kısık bir sestir.
Acı dolu her yanımız, hepimizin kanı yere düşen.
Nasıl güleyim, bu dünyadan zulümle göçen
şehitler ve çocuklar varken.
Ama onlar affedildi ve kurtuldu, Rablerinin katında
Şefaat edecekler 70.000 Müslümana hem.
Esas geride kalan bizler içindir ENDİŞEM. 
Meva, 28 Eylül 2016

Saturday, April 30, 2016

Gözlem

10 sene evvel göklerdi seyirgahım.
Hayaller içinde.
10 sene sonra yerlere bakıyorum,
Düşüncelerle.
Göklerin sırrı yerdeymiş meğer,
varlığın sırrı hiçlikteymiş.
Yıldızlarda aradığım hayat,
yeraltında saklıymış
kabirden sonra gelen ebediyyet.

Aşkın güzelliği 99 kapıdan ilkiymiş meğer,
Tek kapı sanmışım maceramın başlangıcını.
İlk kapıyı açtım art arda açıldı kapılar.
İlerlemek için aşkın kapısını çalmak gerekmiş meğer.
Yaş ilerledikçe seyirci olduğunu anlıyorsun,
oyuncu olduğun kısa anlar dışında.
İşte o fasılalarda ettiğin dualarda
beni bulsun kulum diyen 'Rabbine' yaklaş
her babda bir merhale daha.

Soru sormadan,
Konu açmadan,
Dilini yormadan,
Sessizce ilerle taa ki
o geçilmez eşikte eriyip bitene dek.

Yolculuk

Bir sekine Allah'ı bulmak
Manasızlıktan manaya geçmek,
Selamsızlıktan selama,
Yokluktan varlığa,
Geçici tatlardan lezzete.
Habibinin yolu güllerin arasında dosdoğru patika,
Onu kaybetmemek tüm mesele,
yoldan çıkaran onca hayal arasında.
Sanalı bırakıp hakikate yönelmek,
Kibri bırakıp acziyeti kabullenmek,
Toprak kokusunu her an burnunda duymak,
Yolda gördüklerine takılıp kalmamak,
Maksudun Allah ve O'nun sevgilisi ise
Ey yolcu! Büyük kavuşma pek yakın...

Thursday, September 03, 2015

Sahil ve Dua




Dün insanlık öldü, ama yaşıyor muydu ki?
İnsan yek diğerinin hüznünü paylaşabildiği ölçüde insan...
Suriyeli bir çocuk, bir kayık ve dalgalar...
Buz dağının görünen kısmı yalnız bu,
2500, iki bin ve beş yüz
yüz onlar, az evvel kundakta, şimdiyse kefensiz Rabbine kavuşmuş yüzler

Allahım Sen Müntekimsin, buna sebep olanları cezalandır,
Zalimler, Esed'i görmezden gelenler, şer güçlerle ittifak edenler,
Vatan için, Ümmet için canını siper eden erlerimize,
Ümmetin şehitlerine dil uzatanlar her birine ACIYORUM.
Bu günahsız yavru Cennetindeyken şimdi
onlar cehennemi çok yakında tadacaklar.
Rabbim sen iyi ve kötü her şeyi yaratansın.
İmanımızı hayırlarla sına, şerlerle değil.
İsyandan sana sığınırız, sana sığınırız, sen el-Metin isminle Ümmet-i Muhhammed'i kuşat.
AMİN

Thursday, July 09, 2015

Yol

Eskişehir Yolu, Ankara, 10 Ağustos 2014

Yol

Mutluluğun içinde gizli ıstırap, hüznün içinde huzur,
Yok bu dünyada mutlak huzur, mutlak tatmin,
Sorarsan kendine garip yolcu neden diye,
Nedeni içinde saklı, Aşkın muradı vuslattır sevgiliye,
Kavuştum sanma, kavuştuğunda diyar-ı İstanbul'a
Mahzunluk seninle gider, seninle gelir,
ayakların gibi taşırsın menziline.

Nur dolmuş ufuk seni kendine çeker,
Var bir şey benden içeri, taa derinlerde, taa ufkun ötesinde
Evrenin yayılmasını hissederim yüzümde,
bir başka yolcuyla paylaşırken yolu,
Ona kavuşma anını bekler dururken ruhum,
zihnim buğulu, insan sesleriyle çepeçevre
Kelam ve lisan-ı hal duvar olur sırtıma
Yaslan ve dinlen.
Uzaklarda arama, çıktığın yol meçhule değildir,
Doğru yol içindedir.
Milim milim döşenmiş intizam taşlarından yürü.
Rabbine doğru her adımda Büyükler gelsin kalbine
ve onların senin için gözyaşlarıyla döşedikleri gözyaşı kaldırımları.
m.a.ö 13 Haziran 2015

Saturday, January 04, 2014

Annelik

annelik insanin kendiyle savaşı
annelik sonu bilinmezlerle dolu
tam kendini bulmuşken tekrar kaybetmek annelik
rehber olmak, büyük olmak, ve emaneti taşımak
insana verilen nimet evlat ve en buyuk imtehan
sınırlarımızın haritalarını cizer çocuklar
sevgiyi yoğurup eşit dağıtmaktır annelik
kurabiye gibi fırından yeni çıkmış sıcak
pişirme süresi, fırının harı ve malzeme
üçü olmadımı asla ağızda erimez
annelik insanlık sınavının geçmesi en zor engeli
uyku yok kimi zaman kabuslar art arda
ve ayrılık sonu 

hep göz bebeğinden ayrılık
büyütmek, eğitmek, bir de ardından iftihar etmek
annelik en güzel kabirde 

eğer hayırlı evlat bıraktıysan
o zaman gelsin melekler yere düşen incileri saysın
bırakırsak şayet Rabbini arayan bir gençlik.


Meva A. Önyurt 

Wednesday, October 09, 2013

Ölüler Duyar, Canlılar Söyler

Sessiz bir sisin ortasında fısıltılar.
Bulunduğumuz odada olmayan çocukların sesleri
havada asılı kalmış sanki.
Yıllanmış antikaların insan hikayeleri
çizgilerinde saklı kelimeler, tüketilmiş.
Çok konuşunca yoruluyor ama bıkmıyor insan.
Ölüler dirileri duyarmış, haber alırmış.
Sus, çıt çıkarma küçük kelebek
Kanatların tozdan, gözlerin bakır
Kendi kendini konuşarak bitiren insan
Ölüm sessizliktir, ölüm bambaşka bir diyara yolculuk
Ruhunu boş boğaz bir bedenden kurtaran o an
O an geldiğinde son söz, son söz
Allah lafzı olur mu dersin?
Her gün gelebilirse ölüm, bir günde kaç defa onu söylüyorsun say!
Bu kalp düşüncelerle örülü, an be an değişen,
konuşup sese dönünce manasızlaşan herşeyi unut,
bir tek Ona doğrulduğunda yek, bir tek sustuğunda ferah.

Tuesday, October 01, 2013

Esma: İsmi Konulmuş

Sen tarihin talihsiz gülü
İsmi konulmuş mübarek güz
Nasıl kıydılar sana elleri ve dilleriyle?
Sen Mısır'ın Meryem'i,
Musa'nın ablası, İsa'nın annesi,
masumiyet timsali..
Sen Mısır'ın destanı,
uzak diyarlarda yürekleri dağlayan,
yüzünde parlayan çocuklukla olgunluğun 
acılarla yoğrulan topraktan aynası.

Babanın kalbine inen ateş hepimizin kalbine indi Esma!
Kızım Esma, isimle şereflenmişlerden, 
cennetle müjdelenmişlerden,
Biz seni kahraman ilan ettik,
Ki sen bu dava uğruna canını verdin
Hani o Esma vardı, ilk Müslüman kız çocuğu
Feraset, sabır ve cesaret kuşanmış Esma,
Ebu Bekir'in kızı cennette iki kuşak verilecek Esma,
Allah'ın Resulüne Sevr mağarasında aş getiren 
o güzel kızın adaşı ve yoldaşı,
Gönülleri varlığın ve yokluğunla yakan hüzün
bir ok gibi kalbimizi deldi geçti. 
Nasıl kıydılar sana ve senin gibilere güzel kız?
Ama dediğin gibi 'Onlar senin dünyanı berbat ettiler,
sense onların sonsuz ahıretlerini berbat ettin'.
m. a. ö. 2013 Eylül